
Güzelyurt'un merkez yakınlarında, açık bir arazinin tam ortasında yükselen Kızıl Kilise; Kapadokya'nın erken Hristiyan dönemine ait en dikkat çekici yapılarından biri olarak tarihin içinde sessizce ayakta durmaktadır. Adını, inşasında kullanılan kırmızı tüf taşlarından alan bu bazilika, bölgedeki kaya oyma kilise geleneğinin dışında konumlanan özgün yapısıyla her ziyaretçide derin bir merak uyandırır.
Yapı, 5. ve 6. yüzyıllara tarihlendirilen mimari özellikleri ve fresk izleriyle, erken dönem Kapadokya taş işçiliğinin en güçlü örneklerinden biri olarak kabul görmektedir. Kilisenin planı, bölgedeki diğer yapılardan belirgin biçimde ayrılır; serbest haç planıyla inşa edilmiş olması, onu Kapadokya kilise mimarisi içinde özel bir yere taşır. Büyük ve özenle yontulmuş taşlar hem iç hem de dış cephede kullanılmış; sekizgen bir kaide üzerine oturan merkezi kubbesi ise yapının en çarpıcı mimari ögesi olarak öne çıkar.

Kilisenin adı, Ortodoks dünyasının temel figürlerinden biri olan St. Gregorius Theologos'a, yani Nazianzlı Aziz Gregorius'a atfedilmektedir. Konstantinopolis'ten ayrıldıktan sonra Güzelyurt çevresindeki bir çiftliğe yerleşen ve ömrünün son günlerini bu topraklarda geçiren Gregorius, vefatının ardından bölgede defnedilmiştir. Kilise, onun anısına inşa edilmiş ve yüzyıllar boyunca Kudüs'e giden Hristiyan hacıların güzergahı üzerinde önemli bir durak noktası olarak işlev görmüştür.
Kapı ve pencerelerinin üzerindeki haç kabartmaları nedeniyle zaman zaman 'Haçlı Kilise' olarak da anılan yapı, kubbesine akan doğal ışığın iç mekanda yarattığı atmosferiyle büyüleyici bir deneyim sunar. Apsis halkasının içinde madalyon biçiminde işlenmiş aziz freskleri, geçmişin sanatsal derinliğine dair somut izler taşımaktadır. Yapının yakın çevresinde bir vaftiz kuyusu ile tek nefli küçük bir şapel de yer almaktadır.
Kızıl Kilise, 2008 yılında dünyanın tehlike altındaki 100 kültürel mirası arasında gösterilmiş; ardından gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarıyla kubbesi ve temel yapısı büyük ölçüde koruma altına alınmıştır. Tüm bu süreç, yapının yalnızca yerel bir değer taşımadığını, evrensel miras açısından da ne denli önemli olduğunu gözler önüne sermektedir. Güzelyurt'un kültürel kimliğini en çarpıcı biçimde temsil eden bu yapı, bölgeyi ziyaret edenlerin rotasında mutlaka yer bulur.
Yapının çevresini saran ıssız ama etkileyici doğa, kızıl taşın sert dokusuyla tuhaf bir uyum içindedir. Melendiz Dağları'na bakan cephesiyle kilise, hem coğrafi hem de ruhsal bir kavşak noktasında durur gibidir. Tarihi mirasa ilgi duyanlar için bu mekan; kayalara oyulmuş şapellerin, manastır kalıntılarının ve kaya odalarının zengin dokusuyla birlikte Güzelyurt gezisinin en unutulmaz halkasını oluşturur.